
Ethos mu? Kaos mu?
Fikret SebilcioğluŞirketinizin kurucusunun bahsettiği dürüstlük, iş etiğinden farklı mı bir şey mi?
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “güven”; “korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat” olarak tanımlanmış. Güven, bireyler ve toplum için önemli olduğu gibi sosyal hayatımızın önemli bir parçası olan şirketler için de oldukça önemli.
İçinde yaşadığımız ekonomik sistemin bir sonucu olarak, şirkete sermaye koyup risk alan hissedar, kendini şirketin tek paydaşı olarak görüp girdiği riskin karşılığını azami seviyede almaya çalıştı. Oysa bir şirket, çalışanları, müşterileri, tedarikçileri, kredi veren finans kuruluşları olmadan var olabilir mi? Diğer menfaat sahiplerine göre kendinde daha fazla hak görme yaklaşımının yarattığı karmaşaya, bir de üst yönetimin kendi çıkarları da eklenince ortaya tam bir kaos çıktı.
Gözlerin sadece kâr-zarar tablosunun dibindeki rakama dikildiği bir ortamda, kapitalizmin arzulanan formüle edilmiş dengesi bir türlü tutturulamadı. Karar vericiler, derinleşen ilişkiler sonucunda daha fazla belirsizlik ve çelişkilerden dolayı etik çıkmazlar yaşamaya başladı, karar verirken değerlendikleri alternatifleri genellikle daha fazla kâr getirenden yana kullandılar ve doğal olarak toplumsal sorunlar büyüdü. Ardı arkası kesilmeyen şirket skandalları dünyayı sarstı.
Şirketlerin kanunlara uyması ve aynı zamanda çalışanlarına, müşterilerine, tedarikçilerine ve hatta rakiplerine aldatıcı eylemler yapmadan işlerini yürütmeleri beklenirken, işler hiç de planlandığı gibi gitmedi. Ve bu süreç bir şirketin ekosistemindeki tüm paydaşlarda “güvensizlik” duygusunu arttırdı.
Tüm bunlar olurken kimse bir şey yapmadı mı? Tabii ki yaptı. Asgari sorumlu davranış standartlarını ortaya koyan “kanunlar” ardı ardına çıktı, denetim mekanizmaları teknoloji ile hem gelişti hem de arttı, düzenleyiciler ellerini şirketlerin üzerinden çekmedi. Tüm bu uğraşılar kısmen işe de yaradı. Ancak dürüstlük, şeffaflık, adillik, hesap verebilirlik gibi değerler şirketlerde bir türlü istenen seviyeye ulaşamadı.
Yukarıda kısaca özetlediğim gelişmeler, iş insanlarının genelde kendilerini dürüst ve haklı görmelerinden dolayı olsa gerek, işlerin doğal gidişatında hiç de konuşulmaya gerek duyulmayan “iş etiğini” (ethos) getirdi önümüzü koydu. Hatta bazı paydaşlar çalıştığı iş ortaklarına etik davranış kurallarını dayatmaya başladı.
Bir süredir sistem kendi devinimi içinde yukarıda bahsettiğim bu kaosa çözüm arıyor. Çünkü çıkarılan kanunlar ve denetim mekanizmalarıyla yaratılan güven ortamı, bireysel ve toplumsal huzur için gereken seviyeden oldukça uzak. Eğer bu boşluk tüm toplumu kapsayan evrensel değerlerle kapatılmazsa, başkaları veya başka mekanizmalar sahneye çıkabiliyor. Özellikle içinde yaşadığımız coğrafyada bu boşluğu kimlerin kapattığını hepimiz ibretle izliyoruz. Bir hukuk devletine yakışmayan bu eylemler, sadece bir zümreye cevap verdiği için toplumsal huzur bir türlü sağlanamıyor. Sürekli sistem patlak veriyor.
Bu sorun üzerinde çalışanlar, iş dünyasında yaşanan güvensizliğin ortadan kalkması için tek çözümün iş etiği olduğunu görüyor. İşte kanıtları:
- Sıklıkla duyduğumuz kurumsal yönetimin odağında iş etiğinin vazgeçilmez unsurları olan “şeffaflık, hesap verebilirlik, adillik ve sorumluluk” var.
- İç kontrol sisteminin temeli olan “kontrol ortamının” ilk koşulu “dürüstlük ve iş etiğine bağlılık”.
- Gelişmiş ekonomilerde teker teker rüşvetle mücadele kanunları yürürlüğe giriyor ve küresel şirketler aracılığıyla bu kanunların etkisi tüm dünyada hissediliyor.
- Şirketler kanunların çözüm üretemediği konularda (hediye ağırlama, çıkar çatışmaları, üçüncü taraflar, kolaylaştırıcı ödemeler, sponsorluk ve bağışlar, siyasi ilişkiler gibi) “Etik ve Uyum Programı” veya “Davranış Kuralları” gibi isimlerle şirket içi politika ve prosedürlerle kendi kurallarını oluşturuyor.
Onlarca yıldır yapılan hatalar ve alınan derslerden süzülüp gelen bu uygulamaları ve yaklaşımları gördükten sonra, şirket hissedarlarının ve yöneticilerinin iş etiğinin içini doldurmadan bir slogan olarak kullanması veya bu olguyu “lüks” görmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Türkiye ağırlıklı olarak dünya ekonomisinde tedarik zincirinin bir parçası. Bu nedenle Türk şirketleri genellikle, iş etiği tecrübesini daha fazla yaşamış ve dersler çıkarmış küresel şirketlerin iş ortakları konumunda bulunuyor. İş etiğine ilişkin yukarıda bahsettiğim gelişmelerden dolayı, küresel şirketler her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de iş yaparken, kendi etik ve uyum programlarının getirdiği zorunluluklardan dolayı, Türk şirketlerinden beklentileri oluyor. Hatta bu beklentiler sözleşmeye de eklenerek bağlayıcı bir duruma getiriliyor. Kısaca sistem, küresel ticaretin bir parçası olan Türk şirketlerinden, dürüst iş yapmasını bekliyor, aksi taktirde bu zincirin bir parçası olamazsın diyor.
Bildiğiniz üzere Türk şirketlerinin çoğu aile şirketidir. Özellikle bu coğrafyada doğmuş ve büyümüş şirketlerin yeni nesilleri, şirket kurucularını saygı, sevgiyle ve en çok da şirketi kurarken ve yeni nesillere devrederken “dürüstlüğe” verdiği önemle anarlar ve bunun en değerli miras olduğunu söylerler. Buna birçok kez şahit olmuşuzdur. İnternette kısa bir arama sonucunda Türkiye’nin en önemli holdinglerinden birinin kurucusunun şu sözüyle karşılaştım: “Üstün iş ahlakı ve dürüst çalışma ilkelerine uymak, düsturumuzdur”.
Yabancı şirketlerin “Etik ve Uyum Programları” çerçevesinde Türk şirketlerinden beklediği dürüst iş yapma kültürü, şirket kurucularının bahsettiği dürüstlükten farklı olabilir mi?
DNA’larında dürüstlük olan bir nesil rahatlıkla bu beklentileri karşılayabilir. Sadece kurum içinde atılması gereken adımlar var. Zira büyüyen ve karmaşıklaşan yeni iş evreninde kimse sizin sadece sözünüze güvenmiyor. Dürüstlüğü ete kemiğe büründürmeniz, yani somutlaştırmanız gerekiyor. Örneğin; davranış kurallarının belirlenmesi, rüşvetle mücadele programının hayata geçirilmesi, çıkar çatışmalarının yönetilmesi, hediye ve ağırlama politikalarının belirlenmesi, siyasi ilişkiler ve ihbar mekanizmaları bu konuların sadece bazıları. Bu uygulamaların çoğu Türk iş yapma kültürüne yabancı uygulamalar. Ancak dürüstlük duygusu güçlü olan kurumlar, bu mekanizmaları rahatlıkla kurumsal yönetim yaklaşımına ve iç kontrol sistemlerine entegre edebilirler.
Konuyu tekrar güven bunalımı ve kaosa getirmek istiyorum.
Sizce Türk iş dünyasında bir güven bunalımı var mı? Bu konuyu değerlendirmeniz için size birkaç veri sunuyorum.
Türkiye, Danimarka’nın birinci ve Venezuella’nın 128. olduğu Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 107. sırada.
Türkiye, Danimarka ve Yeni Zelanda’nın 1., Sudan’ın ise 179. olduğu Yolsuzluk Algı Endeksinde 86. sırada.
Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği (ACFE) tarafından yapılan araştırmaya göre Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede en sık karşılaşılan suistimal türü %61 ile yolsuzluk.
Bu sonuçlar Türkiye’de dürüst kalarak iş yapmanın birçok zorluk içerdiğini gösteriyor. Ancak, hiçbir zorluk dürüst olmamayı seçmek için bahane olamaz, olmamalı. Eğer şirketinizin uzun yaşamasını istiyorsanız seçim yapmak zorundasınız.
“İş etiği soyut bir kavram, somutlaştırmakta zorlanıyorum” diyenlere iki örnek vermek istiyorum:
- Türkiye’de kurulmuş ve büyümüş, son yıllarda da küresel bir şirket olma yolunda ilerleyen bir şirket, uluslararası piyasalarda Türkiye Cumhuriyeti Hazinesinden daha ucuza borçlanıyor.
- Türkiye’nin sanayi kentlerinin atıklarının arıtılmadan denize aktarılması sonucu ortaya çıkan müsilaj nedeniyle son dönemde Marmara Denizi müsilaj (deniz salyası) ile can çekişiyor.
Bu örneklerde ethosu da görebilirsiniz, kaosu da. Bir şirket bir devletten nasıl daha ucuza borçlanabilir veya atıklardan dolayı koca bir deniz nasıl salya salgılar demeyin. İşte ethos böyle bir şey.
Türk şirketleri eğer sağlıklı büyümek, küresel şirketlerin güvendiği bir ortak olmak ve hatta küresel bir şirket olmak istiyorlarsa, seçim yapmak zorundalar. Bu seçimi başkaları istiyor diye değil, şirket kurucularının naif duygularla çalışıp didinerek var ettikleri o değerli şeyin tam ortasına yerleştirdikleri, bugün “iş etiği” dediğimiz, onların ise “dürüstlük doğruluk” dediği duygular için…
Ethos mu? Kaos mu?
Seçim sizin.
İkisinin ortası yok.